Stefan Zweig Kitapları: Zweig Okumaya Nereden Başlanmalı?
Stefan Zweig okumaya başlamak biraz tehlikeli. “Şu ince kitabı bir okuyayım” diye Satranç'ı alırsınız. Birkaç gün sonra masanızda Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Amok Koşucusu ve Olağanüstü Bir Gece duruyor olabilir.
Zweig'ın Türkiye'de bu kadar çok okunmasının nedenlerinden biri muhtemelen bu ulaşılabilirliği. Kitaplarının önemli bir bölümü kısa, anlatımı akıcı ve karakterlerinin zihnine girmek için yüzlerce sayfa beklemek gerekmiyor.
Ama kısa olmaları basit oldukları anlamına gelmiyor.
Takıntılı bir âşık, hayatla bağını kaybetmiş zengin bir adam, psikolojik olarak sınırlarına kadar zorlanmış bir mahkûm...
Zweig özellikle insanların dışarıdan görünmeyen taraflarıyla ilgileniyor.
Peki daha önce hiç Stefan Zweig okumadıysanız hangi kitabıyla başlamalısınız?
Ben olsam şu sırayı izlerdim.
1. Satranç
İlk Zweig kitabınız olacaksa Satranç'ı seçmek zor.
Bir gemi yolculuğu sırasında dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic ile Dr. B. isimli gizemli bir yolcunun yolları kesişiyor.
Buraya kadar bakınca satranç üzerine bir hikâye okuyacağınızı düşünebilirsiniz.
Pek sayılmaz.
Asıl hikâye Dr. B.'nin geçmişini öğrenmeye başladığımızda ortaya çıkıyor. Yalnızlık, psikolojik baskı ve insan zihninin kendi kendisini ayakta tutabilmek için neler yapabileceği kitabın merkezine yerleşiyor.
Satranç bilmeniz de gerekmiyor.
Ben Zweig'a başlayacak birine tek kitap önerecek olsam muhtemelen bunu seçerdim. Hem kısa hem sürükleyici hem de Zweig'ın psikolojik anlatımının neden bu kadar sevildiğini anlamak için yeterli.
2. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Bir yazar doğum gününde uzun bir mektup alır.
Gönderenin kim olduğunu bilmiyordur.
Mektubu yazan kadın ise onu neredeyse bütün hayatı boyunca tanımıştır.
Kitabın konusunu bundan daha fazla anlatmamak daha iyi.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, karşılıksız aşk üzerine bir hikâye gibi başlıyor ama ilerledikçe sevgi ile takıntı arasındaki sınırı da düşündürmeye başlıyor.
Okurken mektubu yazan kadına üzülmeniz mümkün.
Bazı davranışlarına kızmanız da.
Zaten Zweig karakterlerini ilginç yapan biraz bu. Size kolayca “bu kişi haklı” veya “bu kişi kötü” dedirtmiyor.
3. Olağanüstü Bir Gece
Her şeye sahip olup hiçbir şeyden heyecan duymayan bir insan düşünün.
Parası var.
Rahat bir hayatı var.
Fakat hayatın kendisiyle arasındaki bağ neredeyse kaybolmuş.
Olağanüstü Bir Gece böyle bir karakterle başlıyor.
Sonra tek bir gecede yaşadığı olaylar adamın uzun süredir unuttuğu bazı duyguları yeniden ortaya çıkarıyor.
Bu kitapta büyük olaylardan çok bir insanın içindeki değişimi okuyoruz.
Zweig'ın en sevdiğim özelliklerinden biri de burada ortaya çıkıyor: Normalde birkaç cümleyle geçilebilecek bir duyguyu alıp hikâyenin merkezine koyabiliyor.
4. Amok Koşucusu
Buradan sonra biraz daha karanlık tarafa geçebiliriz.
Uzak bir bölgede çalışan doktorun hayatına bir kadın giriyor. Kadının doktordan oldukça özel bir isteği var.
Sonrası giderek kontrolden çıkan bir takıntıya dönüşüyor.
Kitabın isminde geçen “amok” kavramı da hikâyenin ruhunu iyi anlatıyor: Bir noktadan sonra duramayan, düşünmeden aynı hedefe doğru koşan insan.
Amok Koşucusu'nda Zweig'ın takıntı, suçluluk ve insanın kontrolünü kaybetmesi üzerine kurduğu psikolojik gerilim daha belirgin.
Satranç ve Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu hoşunuza gittiyse buraya geçebilirsiniz.
5. Korku
Irene, rahat bir hayat yaşayan evli bir kadındır.
Fakat kocasını aldatmaktadır.
Bir gün ilişkisini bilen bir kadın karşısına çıkar ve Irene'e şantaj yapmaya başlar.
Kitabın asıl meselesi şantajın kendisinden çok Irene'in giderek büyüyen korkusu.
Yakalanacak mı?
Kocası öğrenecek mi?
Bir sonraki karşılaşma ne zaman olacak?
Zweig bu duyguyu öyle bir noktaya getiriyor ki bir süre sonra Irene ile birlikte okuyucu da sürekli bir şey olacakmış hissine kapılıyor.
Psikolojik gerilim seviyorsanız Zweig'ın en hızlı okunabilecek kitaplarından biri.
6. Yakıcı Sır
Bu kez hikâyenin merkezinde bir çocuk var.
Bir adam, tatilde tanıştığı kadına yaklaşabilmek için kadının küçük oğluyla arkadaşlık kuruyor. Çocuk başlangıçta bu ilgiden oldukça memnun.
Sonra yetişkinlerin kendisinden bir şey sakladığını fark ediyor.
Ve merak başlıyor.
Yakıcı Sır'ın ilginç tarafı yetişkinlerin dünyasına büyük ölçüde bir çocuğun gözünden bakması.
Çocuğun anlamlandıramadığı davranışların okuyucu tarafından anlaşılması hikâyeye farklı bir gerilim katıyor.
Zweig'ın diğer kitaplarından biraz farklı bir şey arıyorsanız güzel bir durak.
7. Mecburiyet
Savaş döneminde İsviçre'de yaşayan ressam Ferdinand, ülkesinden askerlik hizmetine çağrılır.
Gitmek istemez.
Ama çağrı geldiği andan itibaren özgür olduğunu düşündüğü hayatın aslında ne kadar kırılgan olduğunu fark etmeye başlar.
Mecburiyet, Zweig'ın savaş karşıtı düşüncelerini görmek açısından özellikle ilginç.
Burada psikolojik çatışmanın yanında birey ile devlet arasındaki ilişki de devreye giriyor.
Bir insan istemediği bir savaşa katılmak zorunda bırakılabilir mi?
Kendi vicdanı mı daha önemlidir, kendisine verilen görev mi?
Kısa bir kitap ama tartıştığı mesele hiç küçük değil.
8. Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
Bazen bir insanın bütün hayatını değiştirmek için gerçekten yirmi dört saat yeterli olabilir mi?
Zweig bu kez orta yaşlı bir kadının yıllar önce yaşadığı tek bir günü anlatıyor.
Hikâyenin merkezinde kumar bağımlısı genç bir adam var.
Ancak kitabı yalnızca aşk veya kumar hikâyesi olarak okumak eksik kalır. Zweig yine insanların mantıklı davranması gereken anlarda neden tam tersini yapabildikleriyle ilgileniyor.
Özellikle Kumarbaz gibi kitapları seviyorsanız burada tanıdık bir psikolojik alan bulabilirsiniz.
9. İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar
Buraya kadar çoğunlukla Zweig'ın kurmaca eserlerinden gittik.
Şimdi biraz farklı bir kitap.
İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar, tarihteki belirli dönüm noktalarını Zweig'ın anlatımıyla ele alıyor.
Napolyon'dan İstanbul'un fethine, farklı dönem ve kişilere uzanan tarihsel minyatürlerden oluşuyor.
Burada Zweig'ın romancı tarafından çok anlatıcı tarafını görüyorsunuz.
Tarih kitabı gibi okumak yerine, Zweig'ın tarihsel anları nasıl hikâyeleştirdiğini görmek için okumak daha doğru olabilir.
Öykülerini bitirdikten sonra yazarı başka bir taraftan tanımak isteyenlere bırakırdım.
10. Dünün Dünyası
Ve Zweig'ı gerçekten tanımak istiyorsanız sonunda buraya gelin.
Dünün Dünyası bir roman değil.
Zweig'ın anıları.
Avrupa'nın savaşlar öncesindeki kültürel ortamından iki dünya savaşının yarattığı büyük değişime kadar kendi hayatı üzerinden kaybolan bir dönemi anlatıyor.
Önce birkaç Zweig kitabı okuduktan sonra Dünün Dünyası çok daha anlamlı hale geliyor.
Çünkü bu kez karakterin zihnine değil, doğrudan o karakterleri yazan insanın dünyasına giriyoruz.
Bu yüzden Zweig'a bu kitapla başlamazdım.
Ama birkaç kitabını sevdikten sonra mutlaka okurdum.
Peki Stefan Zweig Hangi Sırayla Okunmalı?
Benim önerim şöyle:
- Satranç
- Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
- Olağanüstü Bir Gece
- Amok Koşucusu
- Korku
- Yakıcı Sır
- Mecburiyet
- Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
- İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar
- Dünün Dünyası
Ama burada küçük bir itirazım da var:
Zweig için okuma sırası, Dostoyevski gibi yazarlarda olduğu kadar önemli değil.
Kitaplarının çoğu birbirinden bağımsız ve kısa. Dolayısıyla kitapçıda elinize Korku geçtiyse “Hayır, önce Satranç okumalıyım” diye geri bırakmanız gerekmiyor.
Bu liste daha çok nereden başlayacağını hiç bilmeyenler için bir yol haritası.
Zweig'ın En İyi Kitabı Hangisi?
Tek kitap seçmem gerekirse Satranç derdim.
Fakat bu tamamen ne aradığınıza bağlı.
Aşk ve insan ilişkileri ilginizi çekiyorsa Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu.
Gerilim istiyorsanız Korku.
Takıntı ve psikolojik çözümleme için Amok Koşucusu.
Zweig'ın kendi hayatını ve yaşadığı Avrupa'yı merak ediyorsanız Dünün Dünyası.
Aslında Zweig'ın avantajı burada.
Bir kitabını sevmediyseniz yazarı hemen bırakmak zorunda değilsiniz. Başka bir kitabında tamamen farklı bir hikâyeyle karşılaşabilirsiniz.
Zweig Kitapları Neden Bu Kadar Kısa?
Zweig'ın Türkçede ayrı kitaplar halinde okuduğumuz eserlerinin önemli bir bölümü roman değil; novella veya uzun öykü niteliğinde.
Bu yüzden kitapçıda 60-100 sayfalık çok sayıda Zweig kitabıyla karşılaşmak normal.
Kısa olmaları da özellikle uzun süredir okumayan biri için büyük avantaj.
Bir hafta boyunca aynı romanın 150. sayfasında takılı kalmak yerine Satranç'ı bir akşamda bitirebilirsiniz.
Sonra insanın canı bir tane daha istiyor.
Sanırım yayınevleri de bunun farkında.
İlk Defa Zweig Okuyacak Birine Ne Öneririm?
Bir akşamınızı ayırın ve Satranç ile başlayın.
Sevdiyseniz ertesi kitap olarak Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu veya Olağanüstü Bir Gece'yi seçin.
Üç kitabın sonunda Zweig'ın size göre olup olmadığını zaten anlarsınız.
Ve okurken yalnızca olaylara değil, karakterlerin kendilerine söyledikleri küçük yalanlara da dikkat edin.
Çünkü Zweig'ın hikâyelerinde asıl olay çoğu zaman dışarıda değil, karakterin kafasının içinde yaşanıyor.
Sizin ilk Stefan Zweig kitabınız hangisiydi?
Benim listemde olmayan ama “Zweig okuyacaksan bunu atlama” dediğiniz bir kitap varsa Kitap Mahallesi'nde diğer okurlarla paylaşın.
Belki birinin sıradaki kitabını siz seçmiş olursunuz.